
bleem!
BAYRAKTAR

İlk bir kaç satır yazımı okuyup gidecek kişilere kendimi minikte olsa takdim etmek için hakkımda özetimle giriş yapayım: CNT Bilişim Teknolojisi şirketinin sahibiyim. İzmir’de yaşıyorum. Kasım 1985 doğumluyum. CBÜ’de Matematik bölümü öğrenciliğim devam ediyor ancak internet çalışmalarım sebebiyle okuluma 3 yıldır gitmiyorum (atılana kadar devam, sonra askerlik sebebiyle başka bir okula geçme düşüncesindeyim. Askerlik konusunda yanlış anlaşılmak istemiyorum. Şu anda yaptığım işle ülkemizin çok zayıf olduğu hizmet ihracatı işinden, ufakta olsa ülkeme dolar kazancı sağlıyorum. Yani şu aşamada sıradan bir asker olmak yerine, ülkeme böyle çok daha fazla katkı sağlıyorum. Bunu bir düzene oturtana kadar da askerliğimi erteliyorum.). Okulun öneminin kesinlikle farkında olan ancak herşey okul demek değildir diyenlerdenim. Okul bitince kendini çıplak gibi hissedip, “Başka ders, sınav yok mu?” diyenlerden olmak istemiyorum. İşimiz olan internet aracıyla, kendime istediğim bilgi yüklemesini yapabiliyorum. Bunun yeterli olduğu tartışmasına girebilecek düzeyde değilim ama :) Beni, uygun olduğum yolun bu olduğunu girdiğim ve geçen süreç hep haklı çıkardı. Ama statik bir dünyada çalıştığımızda gelecek zamanlar hakkında net konuşup, ileride kendi kendimi yalanlamak istemem.
CNT’de gerçekleştireceğimiz projeleri ben tasarlarım ve gidiceğimiz yolu çizerim. Bu işlerin tasarımından programlamasına kadar her konuda yapımlarıda dahil olmak üzere yer alırım. Küçükte olsa artık CNT bir takım. Bu takımın ilk profesyonel genişlemesi Dramacydal lakaplı üniversiteden sıra arkadaşım Özgür Çınardalı ile başladı. Onun katkılarıyla başlayan yükseliş diğer ekip üyelerinin katılımıyla oldukça büyüdü. Bu takımdaki her kişiye gözüm kapalı güvenim olduğundan zevkli ve paylaşımcı bir şirket yapısı oluşturabildim. (Bu arada dikkatli okuyuculara belirtmeliyim ki, meslek sırrı denilen bazı çalışma yöntemlerimizi, içerik veya programlama konusunda uyguladığımız herşeyi burada paylaşamayacağım. Bu sebeple CNT’yi veya beni bu yazının tam açıklayamayacağını belirtmek istiyorum.)
CNT hakkında daha fazla bilgiyi zaman bulupda www.cntbilisim.com.tr‘yi tam faaliyete geçirdiğimizde orada paylaşacağım. Ancak şirket konusunda hedeflerimden bahsetmek istiyorum. Ondan önce işin başını anlatsam daha iyi olacaktır. CNT yani lise birinci sınıf zamanında bulduğum ve aslında açılımı ComputerNet-Team’in kısaltmasıdır. Tabii bunu zamanla tamamen CNT’ye çevirmeye karar verdim. Nedeni çok uzun buraya yazmayacağım. Yazıma kaldığım yerden devam edeyim. Genç olmamızdan dolayı yüksek seviyede Google özentiliğimiz var. Ofisimizde hep eğlencelik ıvır zıvırlar yaratmaya, süslemeye çalışırız. Ancak ileri zamanlardaki düşüncem (ki bu ileri zamanlar, arkamızı yaslayabileceğimiz kaynak sağlayan siteler oturduğunda); internette var olmayı hedefleyen genç, öğrenci arkadaşlarla bir araya gelip, projelerde iş bölümü yapabileceğimiz, ilk zamanlarda düşük gelirleri kabul edebilecek ekipler yaratmak. Buradaki amaç hem bu büyük projelerde iş bölümüyle hızlanmak, hemde bu genç arkadaşların bilgi ve tecrübelerini arttırmak ve ekibimizin genişleyebilmesini sağlamak.
Ekibimizdeki içerik yönetici arkadaşların hem sayısı yeterli seviye gelmesi hemde sitelerde edindikleri tecrübelerle tamamiyle işletebilecek bilgi düzeyine ulaştıkları için artık yapım işlerine daha çok zaman ayırabiliyorum. Bu gelişmeyle 2008 yılı yeni siteler ve site yenilemeleri yılımız olacak. Şu noktadaki amacım bir kaç siteyle artık devamlı gelir elde eden sitelerimizi sağlam yapılara oturtup, yalnızca kafamdaki projelere odaklanmak.
Bir sonraki aşama ise; şu anki programcı ve tasarımcı arkadaşlarımızın arttırarak daha çok proje geliştirme ve uygulama üzerinde kafamı yormak. Ancak şu anki çalışma stilimden pek vazgeçmeyeceğimi düşünüyorum. Çünkü bence site yapımında çalışmak, programlama dilindende, grafik programlarından da anlamanızı gerektiriyor. Bu sayede hayal dünyanız ve mantığınız yapılabilecekler üzerinde daha verimli çalışıyor. Bu konuda en önemli etkenlerden biride tecrübe. Ne kadar çok ziyaretçiye hizmet verirseniz o kadar çok farklı şeyle karşılaşıyorsunuz. Böylece farklı farklı ziyaretçilere farklı farklı seçenekler gerekebiliyor. Mesela benim yapımda veri tabanında tutulan her bilgiyi ziyaretçiyle paylaşmak vardır. Ancak siteniz çalışmaya başladıkça farkediyorsunuzki fazla bilgiyle hem ziyaretçiyi yoruyorsunuz hemde istenileni vurgulayamıyorsunuz. Bu gibi örneklerle AJAX vs. gibi teknolojileri gerekli gereksiz nerede en ideal kullanacağınızı tecrübelerle ve ziyaretçi etkileşimleri öğreniyorsunuz. Yıllar önce yaptığım her sitede bile ziyaretçiyle etkileşime geçebilmenin öneminin farkındayım. Bizler sanal site sahipleri gerçek dünyadaki alışveriş dükkanı veya sergi sahipleri gibi değiliz. Onların mekanlarını ziyaret edenler ile fiziksel olarak iletişim kurmaları mümkün. Üstelik iletişim kurmadan bile ziyaretçilerinin görüntülerinden potansiyelini ortaya çıkarabilirler (yaş, öğrenci, cinsiyet vs.). Ancak biz eğer gerekli uygulamalar ile sitemizi donatmaz isek, kime hitap ettiğimizi bilmeden site yaparız. Ve büyük ihtimalle belli bir sınır içine alırız kendi kendimizi. Sınırları belirleyen siz ve çalışmanızdır. Çizdiğiniz sınırların size uygun olup olmadığınının sürekli farkında olun.
Ben yine bana döneyim. Teknolojik aletlere 1-2 günlük kurcalama süresinde çok meraklıyımdır. Daha sonra pahalılığına göre kenarda köşede kendilerine bir yer bulurlar. Sayfanın en altında kullandığım elektronik aletlere yer verdim.
Apayrı konu 1 - Ayrıca iki tane sibirya kurdu dediğimiz Husky cinsi köpeğim var. Çok değerlilerdir benim için. Hayatımda ev değişimi gibi durumlarda öncelik onlar olacak kadar önemlilerdir.
Apayrı konu 2 - Hayatımda şimdilik bir kez yurt dışına çıkabildim. Sağolsun İngiltere’de okuyan kuzenimin gazıyla İngiltere’ye gittim. Londra dışında orada üniversite yaşamını görebilmek benim için en önemli şeydi. Kaldığım üniversite Exeter idi. Televizyonlardan gördüğümüz şeylerin, insanların gerçekliğinin farkına varmak çok garip bir duygu :)
Apayrı konu 3 - İstanbul merkezciliğinden nefret ettiğim ve İzmir gibi sıcak insanlarla dolu bir yerde yetişmemden dolayı İstanbul’a karşı hep sinirli bakışım vardır. Özellikle büyüyen her şirketin İstanbul’a geçmesi durumu bende hep hınç oluşturmuştur.
Apayrı konu 4 - Kardeşim profesyonel olarak futbol oynuyor. O voleyi vurursa bu işlere bu kadar kafa yorar mıyım bilmiyorum :)
Apayrı konu 5 - Balık tutmayı, güneşin altında 5-6 saat durup kendimi harap etmeyi severim. Dağa tırmanmayı, tehlikeli maceraları severim. Keşfetmek için herşeyi yaparım.
Apayrı konu 6 - Hayatta ihtiyacım olan bazı şeyleri gerçekleştirebilmem gerektiği için para kazanırım. Dünyanın büyüklüğünün ve keşfettiğim kısmının çok dar olduğunu bildiğim için çok para kazanmaya çalışırım. Bu dünyada süper görünümlü bir spor araba var ise onu benimde edinebilmem mümkün olmalı veya bu dünyada Maldivler diye cennetten düşme bir yer varsa oraya benimde gidebilmem mümkün olmalı. İşte bu yüzdende para, para, para…
Apayrı konu 7 - Türkçe müzikte dinlerim, elektronik müzikte dinlerim, İbrahim Tatlıses’te dinlerim, Sagopa Kajmer’de dinlerim, Tupac’ta dinlerim. Çünkü bir çok tarzda bir çok mükemmel şarkı bulunmakta benim için.
Apayrı konu 8 - Kendimin aslında çok önemli bazı düşüncelerini nedense burada yazamıyorum, tanıtamıyorum.
Apayrı konu 9 - Sıcak kanlıyımdır, hemde çok, her zaman dışardan öyle görünmem ama. İşçi baba bir ailede büyüdüm, ona görede bir semtte yetiştim. Dünyaya bir çok bakış açısı ve hayatta neler olup bittiğinin oldukça farkında biriyim.
Apayrı konu 10 - 2006 yılında da, 2007 yılında da yanlış ve gereksiz birbirinden ayrı projelere 3 ila 5 ayımı harcadım. Umarım bu bende takıntı yapıp her sene tekrarlamaz. Çalışmalar çöpe atılsada edindiğim tecrübelerin yanıma kar kalması teselli ödülü oluyor tabii :)
Apayrı konu 11 - Sürekli olarak kolumda bir bileklik vardır. Diğer bilekliklerden çok daha az gösterişli, bir havası olmayan bileklik. Tabii bilmeyene göre değersiz bir bileklik. Yaklaşık 2006 dan beri takıyorum sanırım bunu. Ne anlamı mı var? Bu lastik parçası aslında banka atmlerinde parayı döndüren şey. Yani trilyonlar görmüş şeyler :) Bana maddi olarak etkisi olduğuna inanıyorum. Bu sebeple hayatımdaki hiç birşeye yapmadığım gibi bunada nankörlük etmeden şimdiye kadar kopmuş olan 3 bilekliğimide atmadım. Her koptuğunda bunların yenisini temin ettim. Kopanlar da ya arabamdadır yada ofiste bir çekmecedir. Kopanlar artık kullanılmayacak dereceye gelene kadar bir çok kez yapıştırırım. Batıl inanç mı deniliyordu buna? Her neyse değerlidir benim için :)
Neyse; bu yazıyı iki ay sonunda tamamlayabilmenin verdiği mutlulukla kullandığım bazı teknolojik aletleri buraya ekliyorum. (Bunun ne anlamı var derseniz; takip ettiğim dergilerin birinde (Mobimag), sektörden insanları tanıtırken alet edavatlarını da tanıtırlardır. Benim çok hoşuma gitmişti. Aynısını uygulamayı istedim. Görgüsüzlük sanılmaması için yapıyorum aslında bu açıklamayı :) Velhasıl aslında artık herkeste bir çeşiti olan alet edavatlar.) Ek olarak şunuda belirteyim; bu yazıyı tamamlamamın bu kadar uzun sürmesinin sebebi yeni sitemiz www.cdsiparis.com‘dur. TAMindir.com gibi bir siteye de sahip olduğumuzdan, umuyoruzki ülkemizdeki korsan yazılım kullanımına karşı önemli bir girişim olacaktır.
![]() |
Amerika’dan getirttiğim bir cihaz. Yaklaşık üç yıldır kullandığım modifiyeli Dell Insprion 9100′den sonra 17″ daha güçlü bir makineye geçmek için Toshiba x205′i tercih ettim. Çok donanımlı bir alet. Her ne kadar artık tarihe gömülsede HD-DVD barındırıyor. Bunun yanı sıra HDMI çıkışı olması plazmaya bağlayabilmem açısından çok iyi. Touchpad’i oldukça kullanışlı; çift fonksiyonlu ve ışıklı. Ekran kalitesi iyi, klavyesi mükemmel, geniş alana numara tuşlarınıda eklemişler, parmak izi okuyucu, bluetooth, kart okuyucu, Geforce 8700M güçlü ekran kartı, 320gb geniş sabit disk alanı, 2ghz Santa Rosa işlemci, 2 gb bellek vs. Tabii ben, bir şekilde aldığım günden beri alette sıkıntı çekiyorum; ama bu durum bana özel :) Bu kadar güçlü bir alette çözümleyemediğim bir kasıntı ve sabit disk taraması var. |
![]() |
Dokunmatik telefon maceram üniversite birinci sınıfta iken Sony Ericsson P800 ile başlamıştı. Ve bu mükemmel telefonda farkettim ki dokunmatik dışında telefon artık kullanamam. P800′ü 1.5-2 sene kullandıktan sonra satıp 2-3 ay telefon kullanmamıştım. Ardından yine SE P900 aldım. Bu telefonuda 2-3 sene kullandıktan sonra HTC TyTN II’yi keşfettim ve Amerika’dan sipariş vererek bir tane edindim. Bu ürünün incelemesini zaten Tiport’ta tanıttık, aratırsanız daha detaylı bilgilerine ulaşabilirsiniz. |
![]() |
30gb sabit diskli, HD (yüksek çözünürlüklü) video çekebilen, kaliteli fotoğraf çekimi yapabilen, sesi çok yönlü kaydedebilen bir video kamera. Güzel alet… |
![]() |
Samsung plazma televizyon Playstation 3 Hoş, gerçi artık ayrı evde kalıyorum, plazma ailemin evinde ama Playstation gerçekten eğlenceli bir alet. Oyunu almak tamam biraz pahalı ama en azından bilgisayar bu oyunu kaldırır mı derdi yok. Tabii arada ofisede getirip işten kaytarıyoruz. Gerçi ofisteki LCD televizyonla bu plazma arasında dağlar kadar görüntü farkı var ama oyun oyundur. |
![]() |
Ofis bilgisayarım Çift LG LCD ekran |
![]() |
Laserpod Uykuya dalmamı sağlayan yegane ışık&lazer oyunları. |
Başka başka?
![]() |
Biricik programcım İkicik grafikercim Üçücük bencim |
![]() |
Canlarım Aşi ve Ice |
![]() |
Mustafa Kemal Atatürk İngiltere - Londra - Madame Tussaud Müzesi |
![]() |
Londra hatırası 2007 Nisan |

Altın Örümcek’ten Türkiye’nin en iyi bilgi teknolojileri sitesi ödülünü aldığımız geceden bir foto (09.04.2008)
Ara ara bu sayfayı güncellemeye çalışacağım. Madem beni tanımaya üşenmeyip buralara kadar girdiniz bende bunun karşılığını vermeye çalışayım.
Bu yazı şahsi bir tanıtım olduğu için direkt kendi konuşma stilimi kullandım. Bu nedenle rahatsız edici bölümler için özür dilerim.











